Takip Et

Kültür-Sanat

15-16 Haziran

Zaman geçti, 12 Eylül’de de tutuklandım. Yattım, okudum, tartıştım, çıktım, yaşlandım tabi. İşçi sınıfı iktidarının, 15- 16 Haziran’lardan geçtiğini şimdi daha iyi görebiliyorum. Şehirde iktidarını yitiren karşı devrimin, Ekim Devrimi ve İspanya Devrimi’nde olduğu gibi devrimi kırdan kuşatıp çökertme taktiğini şimdi daha iyi görebiliyorum.

O zamanlar Demir Döküm Fabrikası’nda işçiydim. Alibeyköy’de, üç işçiyle tek odalı bir evde kalıyordum. Zaman zaman İbrahim Kaypakkaya uğruyordu bize. Bulgur pilavı pişiriyordum. Ayranla yeşil soğanı da eksik etmiyordum. Serpil’e aşıktım. İbrahim beni, Alibeyköydeki derneğine bağlamıştı. Serpil’i orada bulmuştum.

   Hareket patlayınca, dalga dalga genişledi. Tank barikatını aşarken ben bir tankın üstüne çıktım. Şöyle bir baktım. Serpil’i göremedim. Kıyamet kadar işçi vardı. Dev-Genç’liler, “Ordu işçi el ele” sloganını attırıyorlardı işçilere. Çok aktiflerdi. 15-16 Haziran işçi hareketinin ortaya çıkmasında Dev-Genç’in rolü büyüktü. Ama en büyük rolü, o dönemin sınıf sendikası olan DİSK oynamıştı.

   Hareketten hemen sonra Serpille evlendim. Etkilenmiştim hareketten. Yalnız yaşayamazdım. Türk Solu Bürosu’na gittim. İbrahim’in, Ekim Devrimi’ne ilişkin verdiği kitapları okudum. Bolşeviklerin uzun yıllara dayanan sabırlı çalışmaları dikkatimi çekti. 15-16 Haziran, uzun süreli, sabırlı, çetin bir politik çalışma ve mücadelenin sonucunda ortaya çıkmamıştı. Ama hareket bize, böyle bir çalışma ile işçi sınıfının örgütlü bir güç haline gelebileceğini, hatta bu örgütlü gücün, devrimci durumun zirveye ulaştığı derin bir kriz anında, kitlesel bir işçi başkaldırısına dönüşebileceğini çıplak bir şekilde göstermişti. 

   Bolşeviklerinki gibi bir parti arıyordum. Orta yerde, böyle bir parti yoktu. TİP’le, Dev-Genç’le, DİSK’le de devrim yapılamazdı. Bunlarla hiçbir işçi hareketinin kalıcı başarılar elde edemeyeceği ortaya çıkmıştı zaten. 

   12 Mart askeri darbesinde mecburen tutuklandım. 1974 Affına kadar içerde hatırı sayılır kitaplar okudum ve çıktım. Ben çıktıktan iki gün sonra da ilk çocuğum Serpil’den çıktı. İyi oldu. Sancılı olan her şeyden bir şey çıkıyor. Benden devrim çıkmadı ama Serpil’den Devrim adlı bir çocuk çıktı. İyi oldu

   15-16 Haziran sancılı bir şeydi tabi. Ondan da çok şey çıktı. Tüm sınıfların ve onların siyasi arenadaki temsilcilerinin, gerçek dünyaları çıplak bir şekilde açığa çıktı. Güvenilir, kararlı müttefikler, kararsızlar açığa çıktı. İşçi yandaşı görünen karşı cenahlar, hepsi açığa çıktı. Dev-Genç’in, yani bir bütün olarak 68’in, hareket anında, “İşçi-asker el ele,” diyenler ile “ordu-işçi el ele” diyenlerden oluştuğu açığa çıktı; hem de kuşkuya mahal vermeksizin, berrak bir şekilde açığa çıktı.

   Zaman geçti, 12 Eylül’de de tutuklandım. Yattım, okudum, tartıştım, çıktım, yaşlandım tabi. İşçi sınıfı iktidarının, 15- 16 Haziran’lardan geçtiğini şimdi daha iyi görebiliyorum. Şehirde iktidarını yitiren karşı devrimin, Ekim Devrimi ve İspanya Devrimi’nde olduğu gibi devrimi kırdan kuşatıp çökertme taktiğini şimdi daha iyi görebiliyorum. Kırda örgütlü, kitlesel, zinde güçlerin yoksa, şehirde ele geçirdiğin iktidarı savunmakta zorlanırsın. Kırda, Çapayef’leri, Rapo’ları, Lenko’ları olmayan bir devrimin, kendini şehirde savunabileceğine inanasım gelmiyor. 

   Yıllar geçti. Serpil öldü, yamuldum, yaşlandım tabi. İki insandan biri ölünce, diğeri ya yamuluyor ya da yaşlanıyor. Bana ikisi de nasip oldu. Eşşek kadar dört çocuğum var çok şükür. Dördünü toplasan bir Serpil etmez. Hayat işte ne yapacaklasın. Bir insan, devrim yapamayınca, mecburen çocuk yapıyor. 

Kültür-Sanat konulu diğer haberler