Takip Et

Makale

Anton Ekmekçi Yazdı: Sosyalist Demokrasiyi Yöneten Politik Seçenekler-1

Nihayetinde yürürlükteki hakim siyaset, bilgi, kültür ve inancın doğru veya yanlış olduğunu ortaya çıkaracak biricik mekanizma, kitlelerin karar oluşturma ve uygulama süreçlerine bizzat katılmalarıdır. Sadece kitle çizgisine dair değil, tarihsel kurumlara dair yerleşmiş politikalarda değişim ihtiyacı duyuyor. Zamanın durmadan ilerlemesi ve değişim yasası nedenleriyle, geçtiğimiz yüz yıldan kalan yönetsel formasyon modeli de sorgulamaya muhtaç bir haldedir.

Yirminci yüzyılın önemli fizikçilerinden Richard Feynman a göre iki türde bilgi vardı. Bir şeyin adını bilmeye dönük olan bilgi ve o şeyi bilmeyi esas alan bilgi diye. Feynman’ın bu iki tip bilgi arasında ki farkı anlattığı anekdot, fizik bilimi açısından olduğu gibi, politik metodoloji bakımından da öğreticidir. “Şu kuşu görüyor musun? Bu bir kahverengi gerdanlı Ardıç kuşu. Ona Almanya da Halzenfugel ve Çin de ise Chung Ling deniyor. Ona verilen tüm bu adları bilsen bile, yine de bu kuş hakkında hiçbir şey bilmiyor olursun. Bildiğin sadece insanlar hakkında bir şey olur, yani kuşa ne ad verdikleri. Şimdi bu kuş ötüyor, yavrularına uçmayı öğretiyor ve yazın ülkenin bir ucundan diğer ucuna kilometrelerce uçuyor ve kimse yolunu nasıl bulduğunu bilmiyor…” 

Doğanın diyalektik çalışma prensipleri ve toplumsal yaşam süreçlerinin bütün alanlarında olduğu gibi, Sosyalist demokrasinin yapısal özelliklerini kavramak için o şeyi bilmeyi esas alan bir bilgi yöntemine sahip olmak gerekiyor. Burada, Sosyalist demokrasiyi yönetme siyaset ve teorisinin, bizzat inşa sürecinde yelkinip ayağa kalkacağı gerçeğini teslim etmek gerekiyor. Demokratik modelimizin tarihsel deneyimleri önemli olmakla birlikte, zamanın ve Sosyoekonomik süreçlerin değişken olması gibi sebepler yüzünden siyaseti pratiğin ihtiyaçlarına bağımlı kılıyor. Bilimsel gelişmenin motoru olarak, paradokslara yol açan bir bilme yöntemini tercih etmek, Sosyalist demokrasinin bütün teori ve siyasetini yöneten metodolojinin ana prensiplerinden olmalıdır. Bilimsel gelişmenin pozitif yarılma noktası olarak zorunlu olan paradoksların gerçekte bilimsel niteliğini belirleyen süper pozisyon, demin bahsini ettiğimiz bilme ile bilme yanılgısı arasındaki somut koşullardır. Gerçeklik ile gerçekliğin neye benzemesi gerektiğine dair insan algısının çatışması, her seferinde pratiğin denetimine girerek, oradan yeni paradigmaların doğumuna yol açacaktır.

Homo Sapiens türünün, milyonlarca yıl boyunca zorlu doğa şartları karşısında hayatta kalmak için geçici, doğal ve basit bir düzeyde kendi aralarında iş bölümü yaptığını biliyoruz. Bu koşullar, yönetsel bir elit tabakanın ortaya çıkmasına müsaade etmiyordu. Avcı ve toplayıcı toplumlarda ki aile de cinsiyete ve yaşa göre beliren ilk toplumsal iş bölümü, Neolitik toplum ile birlikte, yönetsel aygıtları doğuran gerçek bir iş bölümüne doğru evrilmeye başladı. Üretim ile birlikte toplumsal artı değerin tarih sahnesine çıkmasıyla, yöneten ve yönetilen denen toplumsal kategorinin maddi ve teknik alt yapısı oluşmuş oldu. Tarihte, sınıflı uygarlığa dayalı bütün Sosyo ekonomik formasyonlar boyunca, üretici güçlerin gelişimine paralel olarak, üretim ilişkilerinin zorunlu değişimi süresince form ve karakter kazanan bir süreçtir bu. Eski Yunanda ki kent devlet demokrasisi fikri, böyle bir tarihsel ihtiyacın ürünü olarak doğdu. Proleter devrimler ve Emperyalizm çağı ile birlikte ileri insanlığın politik hayatına, Sosyalist demokrasi sistemi de girmiş oldu. Sınıflı uygarlığın bir gereği olarak yönetme hali ve yönetilenin varlığı, Sosyalist yolda, çelişkisel bir birlik hali olarak varlığını korumaya devam eder. İşçi devletinin ve Komünist partinin varlığı bu gerçeği değiştirmediği gibi, bu fenomenler, bizzat yönetme ve yönetilme haline yol açan tarihsel koşulların tezahürleridirler.

Sosyalist Demokrasinin yönetsel araçlarının, doğası gereği yabancılaşmaya açık olduğunu da burada belirtmek gerekiyor. Yöneten ve yönetilen çelişkisinin gerilediği ilerici bir evreye doğru gitmenin maddi koşullarını, alt yapıdaki dönüşüm ve ilerlemenin belirlediğini teslim etmekle birlikte, bütün bunlara karşın, bu süreçleri yöneten demokrasi aygıtlarının ideolojik niteliğinin gerilemeyeceğinin de bir garantisi yoktur. Çünkü bu büyük bozunum ve başkalaşımı besleyen maddi koşullar, hala toplum içerisinde varlığını inatçı bir şekilde korumaktadır. Politikaları ile birlikte yönetsel aygıtları cenderesi altına alması muhtelif olan ideolojik, felsefi ve kültürel yabancılaşma ihtimali, ancak Sosyalist toplum sınıf bileşenlerinin teşekkülünde ki kurumsal bir iki çizgi mekanizması ile dengelene bilinir. Sosyalist toplumda ki yabancılaşma sorunu, bizlere aslında hala bir gerçek öğrenme halinde olduğumuzu ve mücadele yoluyla yeni bir öğrenme modeline ihtiyaç duyduğumuzu bildirir. Bütün bunlar için kendimizi ve çevremizi değiştirmeye devam etmemiz gerekir.

Yönetsel demokrasimize ki “Bağlılık” kavramı, sorgulanmamış eylem ve inancın da içinde olduğu, kitlelerin kültürel dokusunun kabullenmeye yüz tuttuğu kör bir noktadan alınıp, Sosyalist demokrasi tahammülleri, iki çizgi mücadelesi, bireysel gelişim ve irade özgürlüğü gibi etkinliklere tabi kılınmalıdır. Yönetsel mutabakata dair toplumsal katılım beklentileri, yasal zorunluluk yolundan daha çok, gönüllü iradi iştirak esaslarına göre düzenlenmesine dair ihtiyacı da vurgulamak isteriz. Burada söz konusu yaptığımız, bağımlılık yada mecbur bırakılmış bağlılık değil, gönüllü ve bilinçli bağlılık halidir. Toplumun bağrında tutuşmuş Sosyalist kültür üretim ocaklarının esintisine koşullanmamış bir kararnameye dair yönetsel dayatmalar, gereğinden fazla yöneten yönetilen çelişkisini eğip büktüğü gibi, oradan siyasal bir gericiliğe doğru evirilme tehlikesine de yol açacaktır.

Nihayetinde yürürlükteki hakim siyaset, bilgi, kültür ve inancın doğru veya yanlış olduğunu ortaya çıkaracak biricik mekanizma, kitlelerin karar oluşturma ve uygulama süreçlerine bizzat katılmalarıdır. Sadece kitle çizgisine dair değil, tarihsel kurumlara dair yerleşmiş politikalarda değişim ihtiyacı duyuyor. Zamanın durmadan ilerlemesi ve değişim yasası nedenleriyle, geçtiğimiz yüz yıldan kalan yönetsel formasyon modeli de sorgulamaya muhtaç bir haldedir. İçinde bulunduğumuz bilişim çağında, bu eski yönetsel modellemeler, eşi görülmemiş miktarda veri ve enformasyon akışının yapısal işlevi karşısında hantal kalmaktadır. Küresel bilişim havuzunda, her bir saniyede toplanan veri sayısı, doksanlı yıllardan beri üretilenlerin toplam sayısını geçmektedir. Bilgi alanında ki küreselleşme, ulusal çitlerin yeniden belirginleşmeye başladığı pandemi döneminden önce ki sermayenin hız kazanan küreselleşme eğilimlerinin önünde seyretmekteydi. Kapitalizmin gelişim yasalarının bir ihtiyacı olarak ortaya çıkan iletişim ve bilgi teknolojilerinde ki devrimsel gelişmeler, dünyayı adeta küçük bir köye çevirmiş bulunmaktadır. Verisel ve enformatik anlamda dünyanın bir ceviz kabuğuna sığdığı günümüz koşullarında, devlet, şirket, eğitim ve askeri alanlarda bürokratik küçülmeye doğru gidilmektedir. Geçtiğimiz yüzyılda, üretici güçlerin gelişmişlik düzeyinin belirlediği toplumsal yaşamın ihtiyaçlarına cevap veren demokratik yönetsel aygıt modellerinin, günümüzün ihtiyaçlarına göre değişen dünyanın ışığında yeniden formatlanması gerekmektedir.

”Günümüzde, devrimci demokrasinin ihtiyacına göre en verimli konumlanmanın, en değerli varlık olması gereken yerelde ki insan unsurunu, bir özne olarak tarih sahnesine çıkaracak doğrudan demokratik örgütsel modelleme olduğu anlaşılıyor. Bu anlamda, SMF’nin “Söz, yetki ve karar halka.” şeklinde ki temel siyasetini, egemen burjuvaziye rağmen işçi örgütleri vasıtası ile, bugünün çeşitli iktidar sorunlarını, halkın lehine çözümleme çabası olarak okumak gerekiyor.

Bu durum, aynı zamanda kurum içi devrimci iktidar bürokrasisinin sınırlarını küçülten bir siyasettir. Sosyalist demokrasinin bütün yaşam ve dönüşüm alanlarında ki doğrudan örgüt tekelinin sınırlandığı ve bu temsiliyet ihtiyacının gerekli tarihsel sınırlarına doğru çekildiği bir durumdan bahsediyoruz. Bu siyaset, devrimci kitlelerin giderek Sosyalist demokrasinin yönettiği nesnelere doğru değil, bilakis bu yönetim modelinin doğrudan bir bileşeni olarak, tarihsel özne olmaya doğru evirilmesinin biricik devrimci yoludur. Yönetilenlerin, yönetme halinin varlığına ihtiyaç duymayacağı kadar özgür yaşam kalım üreticilerine doğru dönüşeceği ve dolayısıyla yönetenlerinde, yönetilenin varlığının ortadan kalkması ile gereksizleşeceği gelecekte ki komünal bir dünyaya dair ‘erken dönem siyaseti’ de diyebiliriz bunlara.

Bir başka ifade ile SMF’nin bu temel politik söylemini, yönetilenlerin, yöneticilerin varlığında yönetme halinden rol kaptığı, yönetenlerin ise, bir nevi yönetilenler tarafından yönetildiği karmaşık bir diyalektik mekanizma olarak da değerlendirebiliriz.

Makale konulu diğer haberler