Takip Et

Güncel

Hatay Kadınlar Birlikte Güçlü Platformu: Mücadele etmeye devam edeceğiz

Antakya Atatürk Parkı’nda Hatay Kadınlar Birlikte Güçlü Platformu, İstanbul Sözleşmesi’ne ilişkin düzenlediği eylemde “Şimdiden söylüyoruz, biz bu davadan vazgeçmiyoruz. 1 Temmuz’dan sonra da hep birlikte mücadele etmeye devam edeceğiz” dedi.

Hatay Kadınlar Birlikte Güçlü Platformu, İstanbul Sözleşmesi’ne sahip çıkmak için Antakya Atatürk Parkı’nda bir araya geldi. “İstanbul Sözleşmesi Bizim! Vazgeçmiyoruz!” pankartını taşıyan kadınlar, HDP’ye yapılan saldırıda Deniz Poyraz’ın katledilmesini de kınadı. Deniz Poyraz şahsında katledilen tüm kadınlar için bir dakikalık saygı duruşunda bulunuldu.

Hatay Kadınlar Birlikte Güçlü Platformu adına konuşan Ergül sayın, İstanbul’da düzenlenen “Büyük Kadın Mitingini” selamladı.

‘Haklarımız ve hayatlarımız hakkında pazarlık yapmıyoruz’

Meclis’te oybirliği ile kabul edilen İstanbul Sözleşmesi’nden tek kişilik Cumhurbaşkanı Kararı ile çıkılamaz diyen Ergül Sayın,  “Meclis’in iradesi tek kişiye devredilemez! Temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası sözleşmeler böyle yok edilemez! Bu hukuksuz, bizim için geçersiz karar, isyanımızı ve öfkemizi büyüttü. Bizler bu kararı İstanbul Sözleşmesi eşit ve şiddetten uzak hayat hakkımızın güvencesidir. İstanbul Sözleşmesi, din, dil, ırk, sınıf, cinsiyet, toplumsal cinsiyet, cinsel yönelim, cinsiyet kimliği, sağlık durumu, engellilik, yaş, medeni hal, doğum yeri, göçmenlik gibi nedenlerle ayrımcılığa uğramaksızın şiddetten uzak bir hayat yaşama hakkının garantisidir. İstanbul Sözleşmesi, sınırları aşan mücadelemizin belgesidir. Şiddetle mücadeleyi en kapsamlı şekilde ele alan İstanbul Sözleşmesi’nden çıkıp, “milli” ve “yerli” söylemleriyle mücadelemizin evrenselliğini yadsıyan yeni sözleşmeleri asla kabul etmiyoruz. Haklarımız ve hayatlarımız hakkında pazarlık yapmıyoruz. Şiddetin, kadın katliamının, tecavüz ve tacizlerin artarak sürdüğü, kadına karşı tüm şiddet biçimlerinin sıradanlaştırıldığı, mülteci kadınların uğradıkları her türlü şiddet ve istismarın görmezden gelindiği, LGBTİ+’ların sistematik olarak hedef gösterildiği bir ortamda, sözleşmeden çekilmeyi gündeme getirmek tüm bu suçlara zemin hazırlamak demektir” diye belirtti.

‘Öldürmeye çalışan erkeğe karşı öz savunma gerçekleştiren kadınların yargısal süreçte karşılaştıkları ayrımcılıkları da biliyoruz’

Sayın, İstanbul Sözleşmesinden çekilme kararının arkasından nelerin geleceğini de biliyoruz diyerek, “6284’ün etkisiz hale getirilmesi, boşanan kadının yoksulluk nafakasının kısıtlanması, çocuk istismarcılarının affedilmesi, tecavüzcü ile evliliğin yeniden gündeme getirilmesi ve evlilik yaşının 16’nın da altına, çocuklarla cinsel ilişki yaşının 15’in de altına indirilmesi, şiddet suçlarında belge istenmesi, çocuk cinsel istismarı ve tecavüz suçlarında, kadına karşı şiddet suçlarında “somut delil” aranması, aile arabuluculuğu gibi temel haklara saldırılar olacak maalesef. Bu nedenle sesimizi her zamankinden daha çok çıkarmalıyız. Biz haklarından, hayatlarından, İstanbul Sözleşmesinden vazgeçmeyen milyonlarız… Biz ‘’Çok sevdiği için, saygın mesleği olduğu için, erkeklik gururu zedelendiği için, kravat taktığı için” nice faile ayrımcı indirimler uygulandığı biliyoruz. Zenginliği, nüfuzu, iktidara yakınlığı, kamu görevlisi olduğu için korunan onlarca şiddet failini yakından tanıyoruz. Diğer taraftan kendisine şiddet uygulayan, tecavüz eden veya yeltenen, öldürmeye çalışan erkeğe karşı öz savunma gerçekleştiren kadınların yargısal süreçte karşılaştıkları ayrımcılıkları da biliyoruz” dedi.

Toplumsal cinsiyet ayrımcılığı

Fabrikada, tarlada, ofiste, kampüste, hastanede, şantiyede, serada, postanede… Erkeklerden daha az ücrete mahkûm edilerek, düşük statülü, güvencesiz işlerde çalıştırılarak, yönetici konumlara getirilmeyerek toplumsal cinsiyet ayrımcılığına maruz kalıyoruz diyen Sayın, “İşyerinde fiziksel, cinsel, psikolojik, ekonomik şiddetin hedefi oluyoruz. İstanbul Sözleşmesi işyerinde eşitsizliğin, şiddetin, ayrımcılığın önlenmesinin, çalışma hayatında da tam eşitliğinin sağlanması talebimizin somut dayanaklarından biri. Bölgesel savaşlar, ekolojik afetler, ekonomik çöküş göçü giderek daha fazla zorunlu hale getiriyor, göçmen kadın ve çocukların şiddete karşı korunması daha da önem kazanıyor. Göçmen kadın ve çocuklara karşı şiddet durumunda, dil bariyeri, mevzuat sorunları, yabancı düşmanlığı, önyargılar yüzünden karşılaşılan ekstra zorluklar İstanbul Sözleşmesi gibi yol gösterici yasal metinleri olmazsa olmaz kılıyor. İstanbul Sözleşmesi, hangi hukuki statüde olursa olsun, hatta kimliksiz dahi olsalar tüm göçmenlerin şiddete karşı korunmasını garanti ediyor” ifadelerini kullandı.

‘Uygulansaydı Fatma Altınmakas bugün hayatta olacaktı’

Sayın, “İstanbul Sözleşmesi cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ayrımı gözetmeksizin “ama” sız, “fakat”sız şiddeti yasaklar, LGBTİ+’ların da hayatlarını ve haklarını eksiklikleri de olsa şiddete karşı güvence altına alır. Türkiye Cumhuriyeti anayasası ve var olan tüm insan hakları belgeleri, bildirileri “herkesin eşitliğini” savunur. Bu ilkeye sahip çıkmak herkes için bir yükümlülük iken siyasi iktidar ve atanmış bürokratları LGBTİ+ları hedef göstererek İstanbul Sözleşmesinden çekilme kararını meşrulaştırmaya çalıştı. Her bir nefret söylemi ardından LGBTİ+’lara dönük saldırılar arttı, ayrımcılık, nefret söylemi ve eşitsizlik karşısında İstanbul Sözleşmesi eşit ve özgür yaşam için dayanaktır.

İstanbul Sözleşmesi etkin uygulansaydı Fatma Altınmakas bugün hayatta olacaktı. Fatma Altınmakas uğradığı aile içi tecavüzü şikayet etmek için başvurduğu Jandarma Karakolu’nda, Türkçe bilmediği için derdini anlatamamış ve sonrasında eşi tarafından öldürülmüştü. Soruyoruz; Şiddete uğrayan kadınların yardım istemesi için geliştirilen Kadın Acil Destek (KADES) uygulamasında Türkçe, Farsça, Arapça, İngilizce, Rusça, Fransızca hizmet verileceği reklam edilirken, ülkede en çok konuşulan ikinci dil Kürtçe bu uygulamada neden yok? İstanbul Sözleşmesi ve getirdiği yükümlülükler her türlü siyasi çıkardan üstündür, dil ayırmadan bütün kadınların ve LGBTİ+’ların yaşam güvencesidir” diye belirtti.

‘1 Temmuz’dan sonra da hep birlikte mücadele etmeye devam edeceğiz’

Konuşmanın devamında Sayın, “İstanbul Sözleşmesi devletlere der ki; her türlü şiddet eyleminin çocuklar üzerindeki etkisinin önlenmesi için sen sorumlusun! Çocukları korumak, şiddete karşı bariyer olmak için ulusal insan hakları kuruluşları, sivil toplum kuruluşları ve özellikle de kadın örgütleriyle işbirliği yapmalısın. Bugün neden Çocuk istismarcılarına af isteyen, kadınları ve kız çocuklarını kendilerine tecavüz eden erkeklerle evlendirme niyetindesin? İstanbul Sözleşmesi devletlere düzenli olarak şiddet verilerini raporlama ve kamuoyuyla paylaşma sorumluluğu getirir. Devletin yerine getirmediği bu sorumluluğu kadın örgütleri yıllardır tek başımıza yapmaya çalışıyoruz. 20 Mart’ta yayınlanan tek kişilik hukuksuz kararın hemen ardından onlarca baro, kadın ve LGBTİ+ örgütü, siyasi parti, sivil toplum örgütü ve hatta tek tek kişiler Danıştay’a yürütmeyi durdurma davası açtı. Bugüne değin Danıştay’dan bir tek ses çıkmadı. Soruyoruz, dava dilekçelerimize ne oldu? Adaleti sağlaması gereken kurumlar neden işlemiyor? Sözleşmenin feshi, 1 Temmuz’da resmen gerçekleşecek. Danıştay dava dilekçelerimize ne zaman yanıt verecek? Beklettiğiniz, askıya aldığınız, görmezden duymazdan geldiğiniz, tozlu raflara terk ettiğiniz bizim yaşam hakkımız. Danıştay yürütmeyi durdurma taleplerimiz konusunda neden hala bir cevap vermiyor? 1 Temmuz’da Türkiye’nin Sözleşme’den çıktığı ilan edildikten sonra, iş işten geçtikten sonra mı karar verecek? Şimdiden söylüyoruz, biz bu davadan vazgeçmiyoruz. 1 Temmuz’dan sonra da hep birlikte mücadele etmeye devam edeceğiz” dedi.

Açıklama, “İstanbul Sözleşme bizim vazgeçmiyoruz” ve “Kadınlar birlikte, birlikte güçlü” sloganlarıyla sona erdi.

Güncel konulu diğer haberler