Takip Et

Editörün Seçtikleri

İsyan Boyoğlu Yazdı: Burjuva Devletin Burjuva Adaleti

Coğrafyamızın dört bir yanı da adalet talebiyle haykıran halkların çığlıklarına tanıklık etmektedir. Urfa’daki Kürt bir annenin adalet çığlığı, milyonlarca Kürt annenin bu topraklarda onlarca yıldır seslendirdiği adalet çığlıklarından yalnızca birisidir. Kürdüyle Türküyle, Ermenisi, Lazı, Arabı, Çerkesi ve diğer milliyetlerden anaların onlarca yıldır her Cumartesi seslendirdikleri milyonların adalet çığlıkları gibi…

Feodal sınıfı iktidardan alaşağı etme mücadelesinde burjuvazi kardeşlik, özgürlük ve eşitlik kavramlarını ortaya atmış, böylece feodal sömürü altında yaşayan köylülüğün, proletaryanın ve küçük burjuvazinin desteğini alarak iktidar olmuştur. Daha sonra uzun bir süre daha kendi sömürücü iktidarının gerçek niteliğini, bu argümanların arkasına sığınarak baskı altında tuttuğu halk kitlelerinden gizlemeyi başarabilmiştir. Nitekim burjuva devrimleri döneminin kapandığı ve burjuvazinin ilericilik misyonunu yitirip gericileştiği 20. yüzyılın başlarında yaşanan büyük toplumsal kalkışmalar ve sosyalist devrimler burjuvazinin kullanmış olduğu bu argümanların gerçek niteliğinin açığa çıkmasını sağlamıştır. Bu açığa çıkışla birlikte burjuva adaletinin, eşitliğinin ve özgürlüğünün burjuva diktatörlüğünün sınıf çıkarlarının hizmetinde olduğunu emekçi ve ezilen halk kitleleri yaşayarak tecrübe etmiştir.

Sınıflı toplumların tüm çelişkileriyle birlikte varlığını koruduğu ve devam ettiği günümüz gerçekliğinde de, iktidar sahibi sömürücü sınıflar gerçek niteliklerini, baskı altında tuttukları ve sömürdükleri halklardan gizleyebilmek için eskisi kadar kullanmakta usta olmasalar da bu argümanları kullanmayı sürdürmektedirler. Adaletin, eşitliğin, yasaların herkes için aynı olduğunu söyler hatta düzmece yasalarında da bunu böyle belirtirler. Ama gel gör ki maddi yaşam belli bir aşamadan sonra var olan çelişkileri saklayamaz, hiçbir yalan ve hiçbir yasa buna engel olamaz. Hayati çıkarlar söz konusu olduğunda ve bir ölüm-kalım mücadelesi başlayıp kılıçlar çekildiğinde tüm gerçekler ve nitelikler, önünde hiçbir setin duramadığı sel suları gibi taşarak görünür olur.

Bugün insanlığın ve dünyamızın içerisinden geçtiği süreç tam da böylesi bir durumu ifade etmektedir. Kapitalizmin yapısal krizinin derinleşerek sürdüğü ve buna karşı geliştirilen halk düşmanı politikalar ile ezilen halkların ve dünyanın başına gelen yapay felaketler, sömürü düzeninin gerçek niteliğinin görünür kılınmasına vesile olmaktadır.

Türkiye-Kuzey Kürdistan’da yaşanan gelişmeler de aynı genel nesnel durumun parçadaki kısmıdır.

Coğrafyamızın dört bir yanı da adalet talebiyle haykıran halkların çığlıklarına tanıklık etmektedir.

Urfa’daki Kürt bir annenin adalet çığlığı, milyonlarca Kürt annenin bu topraklarda onlarca yıldır seslendirdiği adalet çığlıklarından yalnızca birisidir. Kürdüyle Türküyle, Ermenisi, Lazı, Arabı, Çerkesi ve diğer milliyetlerden anaların onlarca yıldır her Cumartesi seslendirdikleri milyonların adalet çığlıkları gibi…

Karadeniz’de kendi yaşam alanlarını, doğasını, suyunu ve havasını savunma mücadelesi yürüten İkizdere halkının adalet çığlığı, bu ülkenin dağlarını, ovalarını, kentlerini, suyunu ve havasını talan edenlere karşı yürütülen mücadelelerden yalnızca birisidir.

Ve Soma’da 301 madencinin katledilmesine karşılık verilen ödüllendirme ‘cezasına’ karşı ‘adaletiniz batsın’ diyen ailelerin öfkesi tüm katliamlara karşılık verilen ödül ‘cezalarına’ öfkenin yalnızca birisidir ve devletin burjuva adaletinin teşhirine güçlü bir kanıt olması yönüyle önemlidir.

Bundan tam 51 yıl önce işçi sınıfının en şanlı mücadelesini verdiği 15-16 Haziran gibi tarihi bir günün yıl dönümünde, faşist iktidarın ve yargısının işçi sınıfına karşı olan düşmanlığı bir kez daha kanıtlanmıştır. Adaletin ve yasaların gerici Türk hakim sınıflarının hizmetinde olduğu Soma kararıyla yeniden tescillenmiştir.

Türk hakim sınıfları ve faşist iktidarının, işçi-emekçi düşmanlığını yalnızca yargısının aldığı kararlarda değil aynı zamanda uyguladıkları tüm politikalarda görmek mümkün. Güvencesiz ve esnek çalışmanın normalleştirilmesi, işsizliğe mahkumiyet, ucuz iş gücünün artarak yaygınlaşması, sendikasızlaşmanın dayatılması, KOD 29’la keyfi olarak tazminatsız biçimde işten atmalar ve tüm bunlarla yeni yeni katliamlara davetiye çıkarmalar olarak uzayan politikalar.

İşçi sınıfı ve emekçiler de tüm bu politikalara karşı ve kendileri için bir türlü gelmeyen adaletin mücadelesini vermekten başka bir çıkar yol olmadığından, ısrarlı mücadelelerine her gün bir yenisini eklemektedirler. Bugün parçalı olan bu mücadelelerin birleştiği vakit sistemi nasıl da sarsacağını 15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi herkese göstermiştir. Yalnızca bu da değil ayrıca bugün toplumun farklı kesimlerinden halk kitleleri gerçek bir adaletin sağlanması mücadelesini vermektedirler. Aynı ya da benzer talepli ve ortak hedefli tüm bu mücadelelerin ortaklaştırıldığı ve bu doğrultuda ortak hedefe yönelindiği takdirde yalnız sarsıntıyı da değil değiştirme kudretini de oynayacak ve işte o zaman halkın talebi olan kendisi-halk için adalet, burjuva devletin burjuva adaletinin yerine geçecek, gerçek adalet sağlanmış olacaktır.

Bu makale ilk olarak Yeni Özgür Politika’da yayınlanmıştır.

Editörün Seçtikleri konulu diğer haberler