Takip Et

Makale

Kadın Hareketi ve Dehşet Anı

Dünya metropollerinde, burjuvazinin üst ve özellikle de orta sınıflarına mensup olan kadınlar, hareketi sistem içi bir düzlemde tutmaya özellikle çabalıyorlar. Hareketin bundan dolayı, işçi kadınlarla bağları oldukça zayıf. Açık veya gizli ama çok yaygın bir şekilde varlığını sürdüren seks işçileriyle, mülteci kadınlarla bağları ise yok denecek durumda. Filipinler, Hindistan, Kürdistan, Filistin, Eritre gibi ülkelerdeki gerilla kadınlarla bağ kurmayı, onlarla dayanışma içinde olmayı akıllarının ucundan dahi geçirmiyorlar.

Dünya feminist hareketine, geçmişte olduğu gibi bugün de orta ve küçük mülk dünyasından gelen kadınlar hakimdir. Sistem içi, barışçı, reformcu bir hat izleyen bu hareket, varlığını büyük ölçüde sistemin devleti ve egemen partileri başta olmak üzere, farklı kurumlarıyla angajman üzerine kurmuştur. Feminist hareketin, bu kurumlar tarafından kadın haklarına dair izlenen reform politikalarına umut bağlamasının nedeni, onun bu sınıf karakterinde aranmalıdır. 

Dünya feminist hareketi, çıkışından bu yana, çeşitli baskılara uğramış, seçme ve seçilme hakkı başta olmak üzere, bilinen kadın haklarının elde edilmesinde baş rolü oynamış, ileri, demokratik bir harekettir. Bu hareket, tarihimizde de aynı rolü oynamıştır. Osmanlı’nın son yarım yüz yılında, Elbis Gesaratsyanların, Mari Beyleryanların, Hayganuş Markların, Fatma Aliylerin, Emine Semiyelerin, Fatma Makbule Lemanların; Cumhuriyet’in ilk döneminde ise Halide Ediplerin, Nezihe Muhiddinlerin, Nimet Redimelerin, Suat Dervişlerin, kadın haklarının elde edilmesi konusunda ciddi çabaları olmuştur. Kadın dergileri çıkaran, toplantılar düzenleyen, kadın haklarını kucaklayan makaleler, romanlar yazan, kadın partisi kurma girişiminde bulunan bu kadınların bugünkü kadın haklarının kazanılmasındaki payları büyüktür.

   Dünya feminist hareketinin bugünkü teorisyenleri, finans kuruluşlarını uyarıyor, mali oligarşiyi güçlendiren, tahkim eden devlet politikalarına karşı çıkıyor. Kamusal hizmet dedikleri devlet hizmetlerinin güçlendirilmesini, metalaştırılmamasını savunuyor. Dünyayı tehdit eden savaş ve çevre politikalarına karşı çıkıyor.  

   Feminist hareketin temel bir hat olarak izlediği sistem içi politikanın elle tutulur sonuçlarını, Amerika’da çok daha açık bir şekilde gördük, görüyoruz. İkinci dalganın liberal-radikalleri, süreç içinde radikal yanlarından kurtularak kendilerini, Demokrat Parti’nin kolları arasına attılar. İki partili finans oligarşisinin bu “yumuşak” partisini, kadınlar lehine reformlar yapma konusunda ikna etme çabalarına girdiler. Bu çabalar, onların biricik varlık belirtisi haline geldi. Yüzyılın başlarında ise Demokrat Parti içindeki iki klik mücadelesine bağlı olarak ikiye bölündüler. Feminist hareketin sağ kanadı, Amerikan finans oligarşisinin neoliberal kanadının bir bölümünü temsil eden Demokrat Parti’nin, “neoliberal” kanadını (Clinton/Obama) desteklerken, sol kanadı, finans oligarşisinin dizginsiz politikasına karşı çıkan “demokratik” kanadını (Sanders/Warren/Cortez) destekledi. 

    Feminist hareketin, çok uluslu küresel finans oligarşisinin izlediği, çevre ve barış düşmanı politikasına karşı, devrimci demokratik, küresel bir karşı güç olma yeteneğini gösterememesinin nedenini, sınıf karakterinden kaynaklanan bu tip politikalarında aramak gerekiyor. Hareketin, büyük kitlesel kadın örgütleri şeklinde değil, küçük aparatçıklar olarak, bölük pörçük bir şekilde varlığını sürdürmesinin nedeni de bu politikalardır. Bugün, sosyal medyanın da büyük etkisiyle, tarihinde görülmemiş bir kadın desteğini alıyor. Ama bu örgütlü bir destek değil.

   Dünya metropollerinde, burjuvazinin üst ve özellikle de orta sınıflarına mensup olan kadınlar, hareketi sistem içi bir düzlemde tutmaya özellikle çabalıyorlar. Hareketin bundan dolayı, işçi kadınlarla bağları oldukça zayıf. Açık veya gizli ama çok yaygın bir şekilde varlığını sürdüren seks işçileriyle, mülteci kadınlarla bağları ise yok denecek durumda. Filipinler, Hindistan, Kürdistan, Filistin, Eritre gibi ülkelerdeki gerilla kadınlarla bağ kurmayı, onlarla dayanışma içinde olmayı akıllarının ucundan dahi geçirmiyorlar. Bundan dolayı feminist hareket, sınırların ötesine geçip, sınır üstü bir ittifak gücü, küresel finans oligarşisine karşı, birleşmiş, demokratik, küresel bir kadın gücü olma yeteneğini gösteremiyor. Bırakalım bunu, feminist hareket bulunduğu tek tek ülkelerin devrimci, demokrat güçleriyle somut ittifaklar kurma, cepheyi genişletme siyasetini dahi izleme yeteneğini gösteremiyor.

   Geçmişte olduğu gibi bugünkü durumda da bu hareket, kadınların kurtuluşunu, ezilen cinsin ezen cinsten kurtuluşu sorunu olarak ele alıyor ve politikasını da bu temel üzerine inşa ediyor. İnsanın hem eril hem de dişil bir varlık olduğu, emek güçlerinin eril ve dişil güçlerden oluştuğu gerçeği onu pek fazla ilgilendirmiyor. Cins sorununun ve mücadelesinin tamamıyla değil, esas olarak, sınıflı toplum gerçeğinden, mülk sisteminden kaynaklandığı, asıl çözüm yolunun, mülk sistemine karşı sınıf mücadelesinden geçtiği gerçeğine yanaşmıyor. Sınıf mücadelesinin yerine cins mücadelesini ikame etme çabası öne çıkıyor. Bu çaba zorlama ile yaratılmış bir “kadın ideolojisi”, insanlığı kurtaracak olan bir kadın hareketi olarak beliriyor. Bu çabadan kaynaklanan kavramlar, yoğun bir şekilde günlük yaşama giriyor. “Kadın aklı”, “kadın duygusu”, “kadın adaleti”, “kadın beyanı” vs. vs. Bu kavramların gerçek hayatta hiç kuşku yok ki karşılığı vardır. Ama sormak gerekiyor, hangi kadının? 

   Peki sorun nedir? Sorun, kadınların, yani işçi kadından kapitalist kadına kadar tüm kadınları kapsayan ezilen bir cinsin, ezen karşıt cinse karşı mücadele ile insanlığı kurtuluşa götüreceği görüşünün dayatılması sorunudur. Bu görüş, sınıf gerçeğini ve mücadelesini tepeliyor. Farklılığı, farkındalığı tepeliyor. Margaret Thatcher, Golda Meir gibi egemen burjuva kadınları, Clara Zetkin, Rosa Lüxemburg, Kollontay gibi komünist kadınlarla aynı mevziye sokuyor. Bunların kadın olmaktan kaynaklanan ortak sorunları elbette ki vardır. Ancak sorun bu değil. Sorun, dünyayı kurtaracak olan kadın cephesinin karşısına erkek cephesinin, kadın işçilerin karşısına erkek işçilerin yerleştirilmesi sorunudur. Erkek egemen toplum kavramı ne kadar doğruysa, erkek egemen devlet kavramı da o kadar yanlıştır. Çünkü o devlet, erkek egemen kapitalistlerinin devletidir. Orada işçi sınıfının, ezilen sınıfların yeri var mı? Yok. 

   Dünya kadınlarının özgürlüğü sorunu, dünya kapitalist sistemini aşan bir sorundur. Dünya feminist hareketi, bu gerçeği bilince çıkarma gayreti içinde görünmüyor. Kapitalist dünya içinde düşünen küçük ve orta sınıf liberalizmidir bu. 

Küçük ve orta çaplı iş veren kadınların, aydınlanmış kadınların, öğretim görevlilerinin, büro memurlarının, profesyonel-yönetici kadınların dünyasıdır bu.

   Bunlar, toplumu kendi başlarına değiştiremeyeceklerini biliyorlar. Toplumsal cinsiyet meselesinde derin bir sistem değişimine değil, kısmi reformlara umut bağladıkları için işçi sınıfı başta olmak üzere, toplumu özgürleştirecek diğer yıkıcılarla geniş tabanlı bir anti-kapitalist ittifaka yanaşmıyorlar.

   Bunlar, mevcut toplumsal cinsiyet, cinsel ahlak ve aile başta olmak üzere cinsel mülkiyet sisteminin, mevcut sistemi aşan derin bir toplumsal devrimle defedilebileceği sorununu, sınıf karakterlerinden dolayı tartışmaya bile yanaşmıyorlar. Kendilerini, parçası oldukları toplumun can alıcı tüm diğer sorunlarından, yani beylik çıkarlar, değerler sisteminden, birbiri ardına durmaksızın değişen sorunlar spektrumundan soyutluyorlar ve kapitalizm sınırları içinde çözülebileceğine inandıkları toplumsal cinsiyet ve cinsellik sorununa hapsediyorlar. 

   Kadınlar dünyanın yarısıdır ve dünyanın öncelikle, işçi ve emekçi kadınlar önderliğinde, cinsin ve sınıfın sorunlarını kucaklayacak ve de kendi erkek sınıf kardeşleriyle omuz omuza yürüyecek bir kadın hareketine ihtiyacı vardır. Dünyayı tehdit eden savaş tehlikesi ve çevre felaketi her soluk alışımızda hissettiğimiz bir dehşet anıdır. Mevcut dünya, bu dehşet anını, ortadan kaldıracak tek bir gücü işaret ediyor. Devrimi. Peki devrim nedir? Devrim, bir dehşet anıdır, derin fay hatları yaratır, onu zamanında kavrayamayan ve kıyıdan seyredenlerin çığlıkları da genellikle düştükleri bu fay hatlarından gelir. 

Makale konulu diğer haberler