Takip Et

Editörün Seçtikleri

Kanber Akbalık Yazdı: Grizu

Bazen bir göçükten cenazeler çıkarılırken, üçüncü kuşaktan torun Cemal olup, bir taşın üzerine oturup, ”kardeşim Hızır, babam Hurşit ve dedem Cemal’i bu ocaklar yedi” diyor insan. Bezen o kötü koşullar seni başkaldırmak zorunda bırakıyor.

Ben bir eleştirmen değilim, ancak kitap hakkında bir değerlendirmede bulunmak istiyorum. Muzaffer Oruçoğlu’nun Grizu romanının dört cildini de okuyalı nerdeyse bir yıl oldu. Belki iyi bir eleştirmen değilim, amma iyi bir okuyucuyum. Grizu, çok akıcı ve sürükleyici, yer yer heyecanlı, nükteli, alaycı ve yer yer esprili bir anlatımı var. Ara vermeden bir nefeste dört cildini de okuyup bitirmeden bırakmadım. Ayrıca dil olarak çok zengin bir kelime hazinesine sahip. Halk arasındaki konuşmalarda kullanılan, ancak günlük yazımda kullanılmayan kelimeleri bulup büyük bir ustalıkla kullanmış yazar.

Grizu, Osmanlının son zamanlarında ve Cumhuriyetin ilk yıllarında Zonguldak ve çevresindeki maden ocaklarındaki çalışma ve çevresinde gelişen yaşamı konu ediniyor. Yazar, sadece maden ocaklarındaki koşuları anlatmakla yetinmiyor. Okuyucunun kolundan tutup, eline kazmayı verip maden ocağına sokup harbiden çalıştırıyor. Hiçbir önlem alınmamış, her an için çökme ihtimali güçlü, her tarafı su ve rutubet olan ocakta sırt üstü yatıp, terli terli çalışırken üstüne damlayan suyla sırılsıklam bir vaziyette, nefes aldırmadan, o kör nefes denilen ortamda insafsızca çalıştırıyor.

Bazen bir göçükten cenazeler çıkarılırken, üçüncü kuşaktan torun Cemal olup, bir taşın üzerine oturup, ”kardeşim Hızır, babam Hurşit ve dedem Cemal’i bu ocaklar yedi” diyor insan. Bezen o kötü koşullar seni başkaldırmak zorunda bırakıyor. Baş kaldırır, kör bir odada adam akıllı dayak yer, haşatı çıkmış kör Cemal olarak çıkıyor insan. Sonra isyan edip dağa çıkmak zorunda kalırsın. Yazar, seni bazen o acımasız koşularda, vicdansızca çalıştırılan katırların çektiği acılara ortak ediyor.

Yazar sadece maden ocaklarında olup biteni yazmıyor. Aynı zamanda madencilerin aile yaşantılarını, çevresinde olup bitenleri, ekonomik durumlarını, kültürel yapılarını, etnik toplulukları inançları ile birlikte harmanlayarak ustaca anlatmaktadır. Üzerinde en çok durduğu ve deşifre etmeye çalıştığı şey, toplumun değer yargılarıdır. Toplumun değer yargıları her zaman hakim olanların değer yargılarıdır. Bu yargılar yıkılmadan toplumun ilerlemesi ve özgürleşmesi mümkün değildir. Yazar, ar, namus, örf, adet, vatan, millet, inanç vs. gibi kutsanmış ve özellikle kadınlar özerinde tahakküm aracı haline getirilmiş aidiyetleri, bir madenkeş gibi kazmasıyla sabırla yıkmaya çalışmaktadır.

Yazar karakterleri anlatırken her birinin ruh halini, yaşam tarzını, dünyaya bakış açısını, çevresiyle olan ilişkilerini vs. tek tek okuyucusuna güçlü bir şekilde hissettiriyor. Kumru’nun dağa çıkışı, Devrekli Bayramın inadı, Kör Cemal’in sabrı, Deli Davut’un saflığı ve sadeliği, Cebeli’nin bilgeliği. Her şeyin farkında olup, vurdum duymaz, tepkisiz, çevrenin doğal bilge adamı Cebelı’nin geçte olsa mezara girip kendisiyle hesaplaşması, günümüz aydınlarına örnek teşkil eden güçlü bir mesajdır.

Yazar aynı zamanda Emperyalist ülkelerin madenlere olan ilgisi ve dönemin yöneticileriyle olan iş birliklerini ustalıkla anlatmaktadır. Zengin bir kültürel mozaiğe sahip olan Anadolu toprağının Ulus Devlet oluşturma ve Ermeni ve Rum gibi gayri Müslümanların ev ve mallarını yağmalayarak zenginleşen, insafsız ve aç gözlü yeni burjuva sınıfının yaratılması uğruna nasıl çoraklaştırıldığının acı hikayesini de çarpıcı bir şekilde deşifre ediyor.

Bölgenin bir sosyo ekonomik yapısının tahlili gibidir Grizu. Velhasıl diğer dillere çevrilmesi elzem olan bir dünya klasiği olmayı hakkeden büyük bir eserdir. Böyle bir eseri edebiyat dünyasına kazandırdığı için Muzaffer Oruçoğlu’nu kutluyorum. Yolun açık olsun Grizu.

Editörün Seçtikleri konulu diğer haberler