Takip Et

Makale

Odanın İçinde Seken Toplar

2001’de ABD-NATO müdahalesi ile iktidardan düşen Taliban’ın, ABD’nin çekilmesi ile Afganistan’da yeniden yönetimi ele geçirmesi, hem Afganistan açısından hem de emperyalist güçlerin bölge stratejileri açısından “yeni” bir dönemi işaret ediyor. Mevcut durumda Afganistan halkı için belirsizlik- korku ve yaşam kaygısı, esas yöndür. Bu sadece 1996 da iktidarı ele geçirmesi ile Taliban’ın topluma dayattığı “korku rejimi” geri geldi korku ve kaygısı ile sınırlı değildir. Tayin edici belirsizlik Taliban süreci ile bölgede emperyalist güçlerin, paylaşım, egemenlik çatışması süreci ile bunun Afganistan üzerinde alacağı biçimdir.

Kapalı bir odanın içerisinde yerden duvara, duvardan yere sekerek sürekli hareket eden topları düşünelim. Bu toplar, o odanın içinde sürekli farklı ilişkiler içine girseler de, hepsinin ortak ilişki biçimi, odadan çıkamamaları ve odanın sınırlarını kabul etmeleridir. Birbirleriyle veya duvarla çarpıştıklarında ne olacakları değil, ne konum alacakları önemlidir ve ne konum alırlarsa alsınlar, ilişki biçimleri değişmeyecektir. Aslında belli dönem ve koşullarda, diyalektiğin işleyişi böyledir ve bu durumun reelde çok fazla görünür olması, çelişkilerin keskinleştiğini ve netleştiğini gösterir. Dünya çapında uzun dönemdir yaşananlar, böyle bir dönemde olunduğunu göstermektedir.

Son emperyalist paylaşım savaşını, ekonomik ve siyasal yapılanmalar için bir milat olarak değerlendirebiliriz. Fakat bu milat, elbette ki çok yıkıcı ve dönüştürücü etkileri olmakla birlikte, bir vesileden öte bir anlam taşımamaktadır. Bir dönüşümün sonucu ve başlangıcıdır bu savaş. Birinci emperyalist paylaşım savaşı vesilesiyle şekillenen Emperyalist dünya sistemi, daha fazla merkezileşme ve yoğunlaşmayla birlikte ikinci dünya savaşını yaratmış ve bu savaştan sonra kurumsallaşmış ve kutuplaşmıştır. Milyonlarca insanın ölümünün veya Hiroşima’ya atılan atom bombalarının hiç önemi yoktur ve hatta kimyasal silahların kullanılmaması meselesini, ülkelere müdahale etmenin politik argümanı haline getirmişlerdir. Birleşmiş milletler ve sonraki dönemde de Avrupa Birliği gibi yapılanmalar oluşturulmuş, siyasi ve ekonomik kurumsallaşmalar sağlanmıştır.

Emperyalist ve bölgesel gerici güçler açısından dünya çapında yaşanan onca yıkım değil, stratejik çıkarları bağlamında nasıl konumlanılacağıdır önemli olan. Her tarihsel kesitte, İlişki biçimi değişmemekle birlikte, öznelerin hareket tarzı değişmiştir. Artık emperyalistlerin müdahaleleri ve savaşları, dünya çapında değil bölgesel düzeydedir. Emperyalist paylaşım savaşları, o tarihten bugüne bölgesel yaşanmaktadır. Bu, bir planlamanın var olduğunu gösterir ama bu, anarşinin içinde bir planlamadır. Anarşi esastır, evren anarşiyle işlemektedir. Diyalektik işleyiş zaten bir anarşiyi ifade etmektedir fakat diyalektik sürecin içinde oluşan özneler, bu anarşiyi planlamaya çalışmaktadır. Emperyalizmin planlama meselesi budur. Anarşi geliştikçe daha fazla planlamaya ihtiyaç duymaktadırlar. Bu durum, kontrol ve denge politikalarının daha fazla ön plana çıkmasına neden olmaktadır. Böylece çatışmaları belli bir seviyede tutarak, çok boyutlu ilişkilerin devamını sağlamaktadırlar. En son Afganistan’da yaşanan olaylar ve devamındaki reaksiyonlar bunu göstermektedir.

Afganistan ve Taliban meselesini, Sovyet bürokratik-sosyal emperyalist iktidar deneyiminden bağımsız ele almak doğru olmayacaktır. Yeri gelmişken ifade edelim, tarihte Sovyetlerin Afganistan’a askeri güçle müdahalesi işgaldir ve hiçbir gerekçe ile bu işgal meşrulaştırılamaz. Komünistlerin her türlü işgal ve ilhaka tutumları nettir. Fakat Taliban’ın durumunu, ne sadece Sovyetlerin varlığına ne de sadece Sovyet bürokratik devletinin Afganistan işgaline bağlayabiliriz. Evet, ABD ve Avrupa emperyalist güçleri, özellikle ABD, Sovyetlere karşı bölge gericiliğini her şekilde desteklemiş ve örgütlemiştir. Sovyetler olmasaydı da, orası emperyalistlerin çatışma alanlarından biri olacaktı. Afganistan, uyuşturucu hammaddesinin üretimi noktasında en büyük kaynaklara sahip ülkeler arasında ilk sıralardadır ve uyuşturucu ticareti üzerinden oluşturulan sermaye, en büyük sermayelerden biridir. Afganistan önemli ticari geçiş noktalarından birisidir ve bu, emperyalistler için bir nüfuz meselesidir. Afganistan hem kendi içinde hem de Pakistan ile yaşadığı mezhepsel çatışmadan kaynaklı manipülasyona ve yönlendirmeye çok açık bir ülkedir ve bu, emperyalistler için bulunmaz bir fırsattır. Dünya üzerinde bulunan her çelişki, sistem için müdahale ve işgal argümanıdır. Bu yüzden, Sovyet bürokratik devletinin işgali Taliban’ı doğurmuştur tespiti bir yönüyle doğru ama eksik ve manipülatiftir. Emperyalist çatışma alanlarından biri olan Afganistan’da, şeriatçı da olsa bağımsızlık yanlısı hareketler oluşacaktı ve gelişecekti tespiti yapmak, diyalektik olandır.

Taliban işgalci bir güç değil, şeriatçı, milli karakteri cılız, emperyalist güç dengelerinde rol alan siyasal bir harekettir

Taliban’ın iktidarı ele geçirmesinden sonra yapılan birçok yorumda, Taliban’ın şeriatçı ve işgalci bir güç olduğu söylenmektedir. Şeriatçı bir hareket olduğu tabi ki doğrudur ama bunun üzerinden işgalci olduklarını savunmak, Emperyalist işgalleri meşrulaştıran bir düşünme şeklidir. Aydınlanmacı ve tarihsel ilerlemeci düşünce şeklidir ve bu düşünceye göre, ‘’aydın ve modern’’ olan Emperyalist ülkeler, gericilerin yönetimde olduğu yerleri işgal edebilir ve oraya ‘’modernliği’’ götürebilir. Afganistan’da aslında 20 yıldır çeşitli seviyelerde devam eden ve bize alıştırılmış olan Emperyalist işgal de böylece manipüle edilmektedir. İşgalci güçlerin, zamanında “Sovyetler”, şimdi de emperyalist güçler olduğu bir an için bile unutulmaması gereken bir olgudur. Şeriatçı bir hareket olması ve halkına yaşatacağı zulümden kaynaklı olarak, Taliban’ın Afganistan’da bir dış güç olduğu fikri de yaygındır ama Taliban tam da o topraklara aittir, oradan çıkmıştır. Toplumsal desteği olmayan bir gücün, böyle bir durumu oluşturabilmesi, emperyalistlerin desteği olsa bile çok zor olurdu veya böyle bir durumu yaratamazdı.

Taliban’ın yıktığı Afgan hükümetinin, NATO desteğiyle ayakta kaldığı ortaya çıkmıştır. Şeriatçı rejimlere tamamıyla karşı olsak da, Taliban’ın o topraklara ait olmadığını söyleyemeyiz. Eğer söylersek bilimsellikten kopmuş oluruz. Bilimsellikten bu kopukluğumuz, teorik olarak kavrayış sorunumuzdan gelmektedir. Devletler, bir iktidar aygıtı olarak toplumdan yabancılaşmış ve toplumu ezmektedir ama devleti oluşturan da bu toplumun kendinden başka bir şey değildir. Yani her toplum da birer devlettir. Devlet, iktidarı sürekli yeniden üreten bir aygıttır ama bunu toplum aracılığıyla yapmaktadır. Esas mesele yabancılaşmadır, yabancılaşmanın ortadan kaldırılmasıdır. Eğer Taliban’ın şeriat görüşlerinden dolayı topluma yabancı olduğu söyleniyorsa, önce o toplumun yabancılaşma durumunu iyi analiz etmek gerekiyor. Bir ezilenin diğer ezilene yabancılaşmasıyla, iktidarların topluma yabancılaşması arasında fark yoktur. Yabancılaşmış ezilen aslında iktidarın ta kendisidir. Aydınlanmacı anlayışa göre, Taliban insana özgü bir şey değildir çünkü insan sürekli ‘’ ilerleyen, modernleşen ’’ ve kendisini gerçekleştirecek olan tek varlıktır.

Emperyalizmin, modernizm anlayışı insana özgüdür ve buna göre emperyalizme işgalci olmasından dolayı değil, halkı Taliban’a teslim etmesinden dolayı tepki gösterilmektedir. İnsan türünü merkeze alan düşünce sistematiğinin bir varyantıdır bu. Bütün düşünce sistematiklerinde ne yazık ki bu düşüncenin varyantlarını görmek mümkündür.

Sovyet bürokratik devletinin işgali ve Taliban’ın güçlenmesi meselesi de çeşitli platformlarda tartışılan konulardan biri ve önemli bir tartışmadır. Sovyetlerin Afganistan’a müdahalesinin bir işgal olup olmadığı üzerinden tartışılmalar yürütülmektedir. İsterse Afgan devrimcileri çağırmış olsun, o dönem yapılan şey tam anlamıyla bir işgaldi. Gericiliğe karşı savaş adı altında bile olsa, o ülkenin halkının iradesine kilit vurulamaz. Yense de, öldürülse de halkın iradesiyle olmalıdır. İşgal ederek belki binlerce insanı kurtarırsın ama kurtarıcı bekleyen milyonlarca köle de yaratmış olursun. Komünistlerin görevi, halkın kendi iradesiyle devrimlerini yapmalarının önünü açmak olmalıdır. Bu işgal hareketi, o ülkenin devrimcilerine değil gericilerinin işine yaramıştır ve zamanla iktidarı almışlardır. Bütün ulus devletler veya herhangi bir iktidar gücü, yabancılaşmış toplumlarla var olur. Bu toplumların çelişkilerine dışarıdan direkt müdahale etmek, yabancı bir işgal hareketi olacaktır. Ayrıca başka bir örnekleme yapacak olursak; Kadınlara yönelik şiddeti, bütün erkekleri tek tek döverek veya öldürerek engelleyemeyiz. Özgürleşme veya özgürleştirme böyle sağlanamaz. Bu işgal hareketi ile birlikte, zaten yıkıma doğru giden Rus sosyal emperyalizminin yıkım süreci hızlanmıştır. Sonraki dönemde oluşan karşı devrimci ideolojik saldırıların nedeni, esasta bu işgal hareketi değil, bürokratik devletin kendisidir. Bu işgal olmasaydı da, bürokratik devlet varlığıyla bu ideolojik saldırının yaratanı konumunda olacaktı. Yıkılan devlet devrimci bir devlet değil, bürokratik bir devlettir. Bu yıkılışla birlikte Sovyetler , şekilsel de olsa bir kutup olmaktan çıkmış, tek kutuplu bir dünya oluştuğu algısı yaratılmıştır.

20 yıldır devam eden ABD ve NATO işgalinden sonra Taliban’ın ülkenin yönetimini çok kısa sürede ele geçirmiş olması, emperyalist güçlerin hegemonya denkleminde bir yere oturmaktadır ve sürece, rollere göre aktörler ortaya çıkmaktadır. ABD’nin, bu kadar çabuk olacağını beklemiyorduk açıklaması tam bir manipülasyondur. NATO’nun kademeli olarak çekilmesi, Afgan hükümetinin hiç direniş göstermemesi, hükümet tarafında önemli kayıplar olmaması, Afgan cumhurbaşkanının önceden paralarıyla birlikte kaçmış olması, ortada danışıklı bir dövüş ve çoklu oyunlar olduğunu göstermektedir. Afgan hükümetine belli güvenceler verildiği ortadadır. Taliban’la çok önceden başlayan bir görüşme sürecinin olduğu basına da yansımıştı. ABD ve NATO, hem var olan kötü algıyı düzeltmek hem de ekonomik yükten kurtulmak için, daha kabul edilebilir ve işbirliği yapabileceği bir Taliban’la, Afganistan’ı ileri bir karakola dönüştürmek ve bunu da Türkiye aracılığıyla ilişkiler geliştirerek yapmak istemektedirler. Türk hükümetinin son yaklaşımları ve açıklamaları, bu yönlü bir planlamanın olduğunun işaretidir.

Çin, Rusya ve İran bloğuna karşı bir plan olarak tanımlanabilir bu durum. Taliban ise daha uyumlu ve işbirliğine açık görüntü oluşturup ve kısmen de uygulayarak, kendi egemenliğini pekiştirmek istemektedir. Bir bağımsızlık savaşının kazanıldığı üzerinden toplumda bir meşruiyet kazanmayı hedeflemektedir. Oldukça göze çarpan bir nokta, Almanya’dan gelen cılız özeleştiri dışında hiçbir ülkenin, Taliban karşıtı bir açıklama yapmamış olmasıdır. Hepsi, yeni çıkan durumla birlikte süreçle ilişkilenmeye ve konum almaya çalışmaktadır. Çin, sürece daha fazla müdahil olmak istediğini belirtmiştir. ABD, kadın ve temel haklar konusunda kısıtlama yapmazlarsa işbirliğine açık olduklarını söylemiştir. ABD’nin bu şartlı işbirliği açıklamasının nedeni, hem kötü algı oluşmaması için hem de bu kısıtlamaların sermayenin dolaşımını engelleyici olmasıdır. Yani. çatışma ve “uzlaşma”, emperyalist sermeyenin stratejik planlamalarına göre dizayn edilerek bir tutuma dönüşmektedir.

Taliban’ın yönetimi ele geçirmesi, bölgesel çatışmalar açısından yeni dengeler oluşturmaktadır

2001’de ABD-NATO müdahalesi ile iktidardan düşen Taliban’ın, ABD’nin çekilmesi ile Afganistan’da yeniden yönetimi ele geçirmesi, hem Afganistan açısından hem de emperyalist güçlerin bölge stratejileri açısından “yeni” bir dönemi işaret ediyor. Mevcut durumda Afganistan halkı için belirsizlik- korku ve yaşam kaygısı, esas yöndür. Bu sadece 1996 da iktidarı ele geçirmesi ile Taliban’ın topluma dayattığı “korku rejimi” geri geldi korku ve kaygısı ile sınırlı değildir. Tayin edici belirsizlik Taliban süreci ile bölgede emperyalist güçlerin, paylaşım, egemenlik çatışması süreci ile bunun Afganistan üzerinde alacağı biçimdir. Orta Asya, Güneydoğu Asya, Ortadoğu arasında bir geçiş bölgesi olan Afganistan,  ABD ve Rusya’nın başını çektiği emperyalist bloklar ve Hindistan, Pakistan, İran ve TC egemenler sisteminin bölgesel düzlemde dahil olduğu çatışmaların sıcak alanına dönüşmektedir. Bu çatışmada, her gerici güç, kendi çıkarlarına göre pozisyon almaktadır ve kendisine rol ad etmektedir. Taliban’ın yönetimi ele geçirmesi, bölgesel çatışmalar açısından yeni dengeler oluşturmaktadır.

Özellikle, emperyalist güçler arasındaki hegemonya çatışmasının dünyanın bir çok bölgesinde keskinleştiği, bazı bölgelerde, emperyalist stratejilerin tıkanıklık yaşadığı bir tarihsel kesitte, Afganistan’da yaşanan bu siyasal gelişmeler, Afganistan üzerindeki oyun kurucuların emperyalist güçler olduğunu ortaya koymaktadır. “Önleyici Savaş Stratejisine” dayanarak bir çok işgaller gerçekleştiren ABD’nin, kontrollü bir şekilde Afganistan’da geri çekilmesi, hegemonya siyasetinin çözüldüğü anlamına gelmez, aksine “Amerika geri Döndü” politikasının “yeni” denklemler kurma hamleleri olarak okumak gerekir. Diğer yandan Rusya ve Çin’in stratejik planları, bölgesel güçler anlamında “TC” iktidarı, Pakistan ve Hindistan’ın kapmak istedikleri role göre Taliban üzerinden hamleler planlamaları, bu sürecin emperyalist ve bölgesel gerici güçler arasındaki çatışmalar üzerinden cereyan ettiğini ortaya koymaktadır. Düşünülen rol kapsamında, insan hakları, demokrasi, istikrar gibi kavramların baskı unsuru olarak kullanılması, Taliban ile yapılan, yapılacak olan pazarlıkların, rolünün kapsamını belirlemenin argümanıdır. Yaşanan tecrübelerle sabittir ki, emperyalistler dünyanın hangi bölgesine istikrar, barış, demokrasi ve refah götürme iddiasıyla müdahale ettilerse orayı iç çatışma ve istikrarsızlığın, yıkımın, göç, açlık, yoksulluk ve ölümün pençesine ittiler. Afganistan’ın yanı sıra Irak, Libya ve Suriye hâlâ bu emperyalist yağma ve yıkım politikalarının enkazı durumundalar.

Yazımızın girişinde ifade ettiğimiz gibi, odanın içinde seken toplar sürekli olarak yeni konumlar almaktadırlar. Anarşist bir şekilde de olsa, her yeni çatışma ve ilişkide planlamalar yapmaktadırlar. fakat her yeni konumlanma ve planlamadan sonra süreç daha fazla anarşiye doğru gitmektedir. Odanın kendi, giderek anarşistlerin bu durumun kendi için bir tehlike olduğunun farkındadır ve bu yüzden toplar her seferinde farklı konumlanarak, manipülasyon yaratmaktadırlar. Çünkü büyük topların içinde var olan ve cılız olan güçler, topların hakimiyetini ele geçirip, odanın duvarlarını çatlatıp parçalayacak bir hareket tarzına geçebilirler. İşte bu güçler ezilenler ve devrimcilerdir. Biz hiçbir topun hareket tarzını savunmak veya tarafında olmak zorunda değiliz ama ilişkileri iyi analiz etmeli ve olanı gerçekliğiyle ortaya koymalıyız. Odanın duvarlarını çatlatıp parçalayacak olanların tarafı olmalıdır tarafımız. Bütün duvarları çatlatıp parçalamanın zamanı gelmiştir artık.

Makale konulu diğer haberler